CANAVAR
Çocukluk sohbetlerimizi sık sık süsleyen kelimelerden biri ‘canavar’dı. Köydeki arkadaşlarım ben daha çok şehirde yaşadığım için canavarı anlatırken coşarlar, benim tüylerim ürperirdi. Korktuğumu belli etmemeye çalışır, hayalimde canavarı canlandırmaya çalışırdım. Arkadaşlarım şehirde büyümemden kaynaklanan saflıklarımın tadını çıkartırlardı. Ben de onların başka saflıklarından zevkle eğlenceler çıkarırdım.
‘Köye canavar inmiş ‘ dediklerinde irkilmiştim. Onlar ise ‘hadi sopalarımızı alıp şu canavarın hakkından gelelim .’ dediklerinde yiğitliğimize laf getirecek değildik ya. Ben de onlar gibi kalın bir meşe sopa kaptım ve takıldım peşlerine. Fakat içimden de ‘inşaallah canavar gitmiştir.’ Diye bildiğim duaları sıralıyordum. İçimde de engellenemeyen bir merak vardı. Canavarı görecektim. Arkadaşlarımın oyununa kendimi ciddi ciddi kaptırmıştım kendimi. Hepimiz asıp kesiyor, planlar yapıyorduk; gördüğümüzde onu nasıl geberteceğimizi konuşuyorduk. Canavar nasıl bir şeydi? Ya dev gibi ağzından ejderha gibi alevler fışkırtan bir şeyse ne yapacaktım. Ben yine de hafiften geri durmalıydım. Ama korkak şehir çocuğu, bisküvi çocuğu damgası yemek canavara yem olmaktan da kötüydü.
Saatlerce dolaştık. Fakat canavar herhalde bizden korkmuştu. ‘Bir çıksaydı görürdü o gününü’ mırıldanmalarıyla evlerimize döndük.
O gece rüyamda -aslında kabus- canavar değişik şekillerde karşıma çıkıverdi. Kah ejderha kah dev gibi bir sürü kafası olan yaratıklar çıkıyordu. ‘Beni arıyormuşsunuz. Geldim işte’ diyordu. Ben kaçıyordum ama olduğum yerden bir adım gidemiyordum. Bağırmaya çalışıyordum fakat sesim çıkmıyordu. En sonunda kaçmaya çalışırken bir uçurumdan düşüverdim. Can acısıyla kalktığımda yataktan düştüğümü fark ettim ama sevinmiştim. Rüyadan uyanmıştım ve sabaha kadar uyumadım.
Bu oyunlar benim gibi şehirde büyüyen bir çocuğun korkularını yenmesinde çok faydalı olmuştu. Çünkü şehirde geceler bile sokak lambası sayesinde gündüz gibi aydınlıktı. Ama köyde sokak lambası yoktu. Kaldı ki biz tarla bayır demeden önümüzü ay ışığında dolaşıyorduk. Gece mezarlıklarda saklanıp yoldan geçenleri korkutabilmek için saatlerce bekliyorduk. Ama ben ,o saatler süren bekleyişlerde, bir derviş gibi içimden euzu-besmele,ayet-el kürsi,ihlas ,fatihaları sıralıyordum. Kukumav dediğimiz baykuşta arada bir zıplatıyordu hepimizi.
Nihayet günün birinde koyunları gütmekten gelen dayım sayesinde canavarla tanıştım. Dayımın oğlu ’ babam canavarı öldürmüş.’ Diye koşarak yanıma geldi. Hemen dayımın yanına gittik. Canavar yerde yatıyordu. Ben çok şaşırmıştım. Canavar hayal ettiğim gibi ne ejderha gibi bir şeydi ne de öyle kocaman bir yaratıktı. Bu bir köpekten irice bir kurttu. Hayvanın ölü yüzüne baktığımda gene de korkmuştum. Hırlıyormuş gibi dişleri çıkmıştı. Hala o hali gözlerimin önüne gelir.
Okuduğum masallar beni çok etkilemiş kafamda çok farklı bir canavar mı kurmuştum. Şimdi düşündüğümde bence köylüler hayvanlarına zarar verdiği için kurda abartılı bir şekilde canavar demişlerdi. Her şeyin canavarı farklı oluyor herhalde. Hiç göremediğimiz trafik canavarı gibi.


Konu: .
evet canavar diye kurda derler ve kurt ta pek te şirin değil hani :)
sizinde kandiliniz mübarek olsun.
Bağlantı »
Konu: çocuk aklı :)
Keşke birileri canavarın kurt olduğunu önceden size söylemiş olsa idi. O kadar etkilenmişsiniz ki dünmüş gibi hatırlıyorsunuz olayı. Çocuklarda somut kavramlar geç gelişir, hayal güçleri ise sınırsızdır, eğer anlayabileceği dilden anlatılamıyorsa, cinlerden, canavarlardan bahsetmek çok da doğru gelmiyor bana. Bizzat bu konuda travmatize olan biri olarak bir anımı da yazayım;
Anneannemin evi eski ahşap bir evdi, bayramlarda tüm kuzenler avluya bir penceresi bakan odada sıralanır yatardık. Bizden yaşça biraz daha büyük teyze kızı, avludaki kaynak suyunun nasıl ortaya çıktığına dair esrarengiz bir hikaye anlattı bir gece. Sonra da "eğer 3 kulhü (ihlas) bir de elham(fatiha) okuyup 4 duvara ayrı ayrı üflerseniz, cin-şeytan yanınıza uğramaz" diye de tembihte bulundu. Biz 2-3 kuzen döne döne okuduk ama bir yandan da birbirimizin haline güldük, dualar nizamına göre okunmadı diye de sabaha kadar da uyuyamadık korkudan. Hala hatırladığımda gülerim halimize. :))
Bağlantı »
Konu: selâmlar iyi geceler
ben çok küçükken köyden gelen babannem bize köy hakkında bir şeyler anlatırdı, abimle ben büyük bir merakla dinlerdik. o da kurt yerine canavar derdi.
biz tabi kafalarımızda başka yaratıklar düşünürdük.
ondan çok yıllar sonra 16-17 yaşlarımda köye gitme şansım oldu. ercincanın kuzeybatısında sivas sınırına yakın dağların üstünde bir köy..
o zaman anladım ki, canavar denilen şey kurtmuş! Kürtlere ise "Kurt" diyorlardı.
bir de babannemin bahsettiği eriklerin aslında erik olmadığını anlamıştım.
köyde iki cins kayısı vardı. biri bildiğimiz kayısı, diğeri küçük ince çekirdekli kayısı (zerdali olsa gerek) işte bu meyveye bizim köylüler erik diyormuş.
ben ise babannem eriklerden bahsettiği zaman yeşil erik hayal ederdim:)
BİRKELİME: Evet her yörenin kendine has söylemleri oluyor. Kayısının aşısızına zerdali deriz biz de. Teşekkürler
Düzenleyen birkelime gün: 28/3/2007 saat: 01:53
Bağlantı »